|
HUZUR PINARI ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” www.huzurpinari.com www.serenityfountain.org 26.10.2006 |
|
Rahmetullahi aleyh 26 Ekim 2001... Sabaha karşı, binlerce seveninin hastane bahcesinde başlayan sessiz çığlıklarından hasıl olan gözyaşları, Eyüp Sultan'da namazda ve kabristanda sel gibi aktı, aktı, hâlâ durmadı. Beş yıl geçti unutulmadı, unutulmayacak ve unutulmamalı da... Âşıkları, cennet bahcesi olan kabrlerini ziyaret ederek bir nebze ferahlamakta, eski hatıraları hatırlamakta, kalbden kalbe konuşarak rahatlamağa çalışmaktadır. Zaten insanın üç türlü babası vardır, en mühimi, dinini öğrendiği hocasıdır. Yani insanın hocası babası gibidir, hatta daha da önemlidir. Hoca hakkı çok mühimdir, unutulmamalıdır. Hergün manevî hediyelerini göndermelidir, her atılan adımda, her yapılan işte, her an hatırlayıp, hocam bundan razı olur mu demelidir ki, kendimizi kontrol edebilelim. Zîrâ insan, başı boş değildir. Kendilerini ilk tanıdığımda, -1969 senesi- çocuk yaşlarda orta mektep talebesi idim. Kitab evinde ellerini öptüğümde, "Sen Kur'an-ı kerim okumasını biliyor musun" buyurmuşlardı. Dünyaya hiç rağbet etmezlerdi, mübarek kalblerinde dünyaya ait hiçbirşey yoktu. Kendilerine bir sual sorulduğunda, sual soranın dünyasını değil, ahiretini düşünerek cevap verirlerdi. Dünyanın geçici olduğunu, hayatın hayal olduğunu her zaman hatırlatırlardı. "Hayat hayaldir" sözünü her zaman kendilerinden işitirdik. İlim öğrenmeğe ve boş vakt geçirmemeğe çok ehemmiyet verirlerdi. "İlim öğrenmek kadın-erkek herkese farzdır" ve "Allahü teâlânın bir kulunu sevmediğinin alâmeti onun mâlâya’nî ile, boş şeyler ile vakit geçirmesidir" hadîs-i şeriflerini de her zaman tekrarlarlardı. Hayatta nasıl muvaffak oldunuz diye sorulduğunda, bir hadis-i şerifi rehber edindim, bugünkü işimi yarına bırakmadım buyurmuşlardı. O hadis-i şerif, (Helekel müsevvifûn), yani (Yarın yaparım diyenler helak oldu) hadis-i şerifi idi. Hocası Abdülhakim Arvasi hazretlerini o kadar çok severlerdiki, Ondan anlatmadıkları bir gün olmamıştır. Birisi, hocanızı bukadar çok seviyorsunuz, Ondan ne öğrendiniz dediğinde; "Bir tek şey öğrendim: kim sevilir, kim sevilmez. Bu da bana yetti" buyurmuşlardı. "İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli" sözü, birçok sevenine düstur olmuştur. Çünki, herkes dünyada iken kimi severse, ahirette onun yanında haşrolacağını bildiren hadîs-i şerifin ehemmiyetini talebelerine çok iyi öğretmişlerdi. Zaten îmân demek de bu değil miydi! Allahü tealanın sevdiklerini Allah rızası için sevmek, Allahü tealanın sevmediklerinide yine Allah rızası için sevmemek... Bu muhabbet bir kula verilmişse ona verilmeyen ne ki? Bu muhabbet verilmemişse ona verilen ne ki? Doksan yıllık ömürleri dolu dolu geçmiş, insanlar yanmasın diye, bir kişi daha dinini öğrensin diye fevkalade bir gayret sarfetmişler, bu emr-i mâruf vazifesinde sevenlerine numûne olmuşlardı. "Allah adamları görülünce Allahü teala hatırlanır" hadis-i şerifi gereğince, yanında bulunanlar sanki dünyadan çıkıp başka bir hayata giderlerdi. Kalb kırmaktan çok sakınırlar ve kalbin nazargâh-ı ilahî olduğunu, hiç kimsenin kalbini kırmamağı, kalb kırmanın, Kâbeyi yıkmaktan daha büyük günah olduğunu, herkesle iyi geçinmeyi, hiç kimseyle münakaşa dahi etmemeği, fitne çıkarmamağı, kanunlara uymağı talebelerine nasihat ederlerdi. h.1329/m.1911 senesinde İstanbul'da Eyyübsultan'da dünyaya geldiler. Ömrü boyunca arabî ve farisî tercemeler yaparak gençliğe hizmet için çalışmıştılar. Kendi hâzırladığı 62 arabî ve 22 fârisî ve (başta Tam İlmihâl Se'âdet-i Ebediyye olmak üzere) 14 türkçe ve bunlardan tercüme ettirdikleri, fransızca, ingilizce, almanca, rusca ve arnavutdca ve diğer dillerdeki kitapların miktdârı yüzden fazladır. Hayatlarını anlatmak mümkün değildir. Ancak eşsiz hazîne olan eserleri okunursa daha iyi tanımak nasîb olur. Allahü teala şefaatine kavuştursun inşallah. (Huzur Pınarı Mail Grubu) |
|
1 Receb-ül-ferd 1394 ve 21 Temmûz 1974 Pazar günü hazırlamış oldukları Vasıyetnâmeleri şöyledir:
"Aklı olan herkes, dünyâda râhat ve huzûr içinde yaşamak, âhirette de, azâbdan kurtulup, sonsuz nîmetlere kavuşmak ister. İşte bunun için, Seâdet-i Ebediyye kitâbımı yazdım. Dünyânın her yerindeki her çeşit insana seâdet yolunu göstermek için uğraştım. Önce, kendim öğrenmek için çok çalıştım. Senelerce, yüzlerle kitâp okudum. Târihi, tasavvufu çok inceledim. Fen bilgileri üzerinde çok düşündüm. İyi anladım ve inandım ki, dünyâda râhata ve âhirette sonsuz iyiliklere kavuşmak için, “Sâlih Müslüman” olmak lâzımdır. Sâlih olan mümin, Ehl-i sünnet itikâdındadır. Ehl-i sünnet itikâdında olana Sünnî denir. Ehl-i sünnetin dört mezhebinden Hanefî, Mâlikî, Şâfi’î, Hanbelî’den birine uyar. Böylece, her hareketinde İslamiyete tâbi olur. İbâdetlerini kendi mezhebine göre yapar. Harâmlardan sakınır. Bunlarda bir kusûru olursa, şartlarına uygun tevbe eder. Sâlih Müslüman Cehenneme hiç girmez. Sâlih Müslüman olmak için, din bilgilerini Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarından öğrenmek lâzımdır. Câhil olan kimse, sâlih değil, Müslüman bile olamaz. Sâlih Müslümanın nasıl olacağını Seâdet-i Ebediyye kitâbımda uzun bildirdim Kısacası: 1- Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi inanmalıdır. 2- Dört mezhebden birinin fıkıh kitâbını okuyarak, din bilgilerini doğru öğrenip, buna uygun ibâdet yapmalı ve harâmlardan sakınmalıdır. Dört mezhebden birinde olmayan veya dört mezhebin kolay yerlerini ayırıp bir araya toplayan, yâni mezhebleri birbirine karıştıran kimseye mezhebsiz denir. Mezhebsiz olan sapık olur. 3- Çalışıp para kazanmalıdır. Dine uygun yolla kazanmalıdır. Fakîr kimse, bu zamanda, dînini, nâmûsunu, hakkını bile koruyamaz. Bunları korumak ve İslâmiyete hizmet edebilmek için, fennin bulduğu yeniliklerden, kolaylıklardan faydalanmak da lâzımdır. Helâl kazanmak ve cihâd etmek, büyük ibâdettir. Namaza mâni olmayan ve harâm işlemeye sebeb olmayan her kazanç yolu, hayırlıdır, mubârektir. İbâdetlerin ve dünyâ işlerinin faydalı, mübârek olması, yalnız Allah için yapmakla, yalnız Allah için kazanmakla ve yalnız Allah için vermekle, kısacası, İhlâs sâhibi olmakla olur. İhlâs, yalnız Allahü teâlâyı sevmek ve yalnız Allah için sevmektir. Mürşidi kâmillerden, Allah dostlarından feyz almak isteyenin sâlih Müslüman olmaları lâzımdır. Ehl-i sünnet itikâdında olmayan, meselâ Eshâb-ı kirâmdan herhangi birine dil uzatan ve dört mezhebden birine uymayan, harâmdan sakınmayan, meselâ zevcesini, kızını açık gezdiren ve çocuklarının İslâm bilgisi, Kur’ân-ı kerîm öğrenmeleri için çalışmayan bir kimse sâlih bir Müslüman olamaz. Peygamberimiz de “sallallahü aleyhi ve sellem”, “Benim yolumda ve benden sonra dört halîfemin yolunda olunuz!” buyurdu. Dört halîfenin yolunda olan İslâm âlimlerine “Ehl-i sünnet” denir. Görülüyor ki, Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak için, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâplarında yazılı olduğu gibi imân etmek ve bütün sözleri, işleri, onların bildirdiklerine uygun olmak gerekiyor. Allahü teâlânın sevgisine kavuşmak isteyenin, böyle îmân etmesi ve böyle yaşaması lâzım olduğu anlaşılıyor. Bir insanda bu ikisi olmazsa, o sâlih Müslüman olamaz. Dünyâda ve âhırette râhata ve huzûra kavuşamaz. Bu ikisi, yâ mürşidi kâmillerin kitâplarından okuyarak öğrenilir, yâhut, bir mürşid-i kâmilden görerek elde edilir. Mürşid-i kâmilin sözleri, bakışları ve teveccühleri insanın kalbini de temizler. Kalb temîz olunca, îmânın, ibâdetlerin tadı duyulur. Harâmlar, acı, çirkin ve iğrenç görünürler. Allahü teâlâ, kullarına merhamet ettiği zaman, Mürşid-i kâmil çok bulunur ve tanınmaları kolay olur. Kıyâmet yaklaştıkça, Allahü teâlânın kahrı, gadabı dahâ çok zuhûr edecek, Mürşid-i kâmiller azalacak, tanınmayacaklardır. Câhiller, sapıklar, zındıklar, din adamı olarak ortaya çıkacak, insanları aldatacak, felâkete sürükliyecekler. “Kâtı’ı tarîk-ı ilâhî” yani Hakka giden yolu kesiciler olacaklardır. Böyle karanlık zamanlarda îmânı ve din bilgilerini, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitâblarından öğrenenler kurtulacak, câhillerin, mezhebsizlerin yazdıkları uydurma din kitâblarının yaldızlı, heyecanlı kelimelerine aldananlar, doğru yoldan kayacaklardır. Yâ Rabbî! Günâhlarımız büyük ve çok ise de, senin af ve magfiretin de sonsuzdur. Sevdiklerinin hürmetine bizi af ve magfiret eyle! Âmin." |
|
ÜSTADIMA
Üstadımın fazileti pek çoktu, Fen ilminde bile bir eşi yoktu. Hudâ irfan ile onu süslemiş, Derece üstüne derece vermiş. Benzeri yoktu desem Arab Acemde, Doğrudur hilafım yoktur bu demde. Onu görmek büyük saadet idi, Sohbetleri büyük bir nimet idi. Adı âşıkların dilinde sedâ, Dertlerine deva, ruhlara gıda. ... Bu ilahinin tamamını dinlemek için tıklayınız: |
|
GÜNÜN SÖZÜ
“Müminin bayramı, günahlarının affedildiği gündür, imanla öldüğü gündür, Allahü teâlânın rûyetine kavuşmaktır, Peygamber efendimizi görmektir.”
|