|
HUZUR PINARI ”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...” ”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...” www.huzurpinari.com www.serenityfountain.org 22.8.2006 |
|
İngili Casusu Hempher diyor ki: Türkçe ve Arabî lisânları ile Kur’ân-ı kerîm ve ahkâm-ı islâmiyyeyi çok iyi öğrenmişdim. Fekat, nâzırlığa Osmânlı Devletinin za’îf noktalarını gösterecek bir rapor hâzırlamağı başaramamışdım. İki sâat süren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de, (Asıl vazîfem lisân ile Kur’ân ve islâmiyyeti öğrenmekdi. Bunun hâricindeki işlere fazla vakt ayıramadım. Fekat, bu sefer sizi memnûn edeceğim) dedim. Sekreter, (Şübhesiz sen muvaffak oluyorsun. Fekat, birinci olmanı isterdim) dedi ve şöyle devâm etdi:
(Ey Hempher, gelecek seferki vazîfen ikidir:
1- Müslimânların za’îf noktaları ile, onların vücûdlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlıyacak noktaları tesbît etmekdir. Zâten, düşmanı yenmenin yolu da budur.
2- Bu noktaları tesbît edip, dediğimi yapdığın zemân [Ya’nî müslimânların arasını açıp, onları birbirine düşürebildiğin zemân] en başarılı ajan olacak ve nâzırlık madalyasını kazanmış olacaksın.)
Londrada altı ay kaldım. Amcamın kızı Maria Shvay ile evlendim. O zemân ben 22, o ise 23 yaşındaydı. Maria Shvay orta zekâlı, normal kültürlü, çok güzel bir kızdı. Hayâtımın en neşeli, mes’ûd zemânını, o günlerde, onunla geçirdim. Hanımım hâmile idi. Yeni misâfirimizi beklediğimiz bir sırada, Irâka gitmem için emr geldi.
Oğlumun dünyâya gelmesini beklerken, bu emrin gelmesi beni üzdü. Fekat, vatanıma verdiğim ehemmiyyet ve arkadaşlarım arasında birinci olup meşhûr olma hevesim, kocalık ve babalık hislerimin üstündeydi. Bunun için, hiç tereddüd etmeden, emri kabûl etdim. Hanımım, işi çocuğun tevellüdüne te’cîl etmemi çok istiyordu. Fekat, sözlerine ehemmiyyet vermedim. Vedâlaşdığımız gün, ikimiz de ağladık. Hanımım, (Benden mektûblarını kesme! Ben de sana, yeni ve altın gibi kıymetli yuvamızla alâkalı mektûblar yazacağım) dedi. Bu sözleri, kalbimde bir fırtına koparmışdı. Az dahâ seferi ibtâl ediyordum. Fekat, hislerime hâkim olmağı bildim. Onunla vedâlaşdım ve son ta’limâtları almak üzere, nezâret binâsına gitdim... (İngiliz Casusunun İtirafları)
|
|
Günah işlemeyi kastetmek, az işlese dahî, ısrâr etmek olur. Kastetmek, niyet etmekle, irâde etmekle ve karar vermekle olur. Karar verip bir kere yaparsa, ısrâr olur. Hiç yapmazsa, devamlı yapmaya kastetmesi, karar vermesi ısrâr olmaz. Devamlı yapmaya karar verip ve işleyip de pişman olur, terk ederse ısrâr olmaz. Tekrar yapıp yine tevbe ederse, ısrâr olmaz. Günde çok kere yapıp, her birinden sonra tevbe etmek, ısrâr olmaz. Tevbe ederken, günah işlediğine pişman olup üzülmek ve günahtan hemen vazgeçmek ve bir daha yapmamaya karar vermek şarttır. Bu üç şartı yapmadan, yalnız dil ile tevbe etmek, yalancılık olur. Küçük günahlara ısrâr etmek, büyük günah olur. Bir büyük günahı bir kere yapmaktan daha büyük olur. Tevbe edince, büyük günah da affolur. Küçük günahı küçük görmek, büyük günahtır. Küçük günah işlediğini söyliyerek övünmek, büyük günah olur. Küçük günah işliyeni, âlim ve sâlih sanmak da, büyük günah olur. Küçük günah işleyince de, Allahü teâlâdan ve azâbından korkmak lâzımdır. Allahü teâlâdan utanmazsa ve azâb yapılacağını düşünmezse büyük günah olur. (Huzur Pınarı Mail Grubu)
|
|
ÂLİMLERE UYMAK VACİPTİR
Sual: Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek şirk ve bid’at iken, niye âlimlere ve mezheplere uyuluyor? Sahabeye bile uymak niçin uygun değildir? CEVAP Bu, cevabı bir kitap olacak kadar uzun izah isteyen bir sualdir. Kısaca arz edelim. Allah ve Resulünden başkasına itaat etmek dinin emridir, şirk ve bid’at değildir. Bu husus âyetlerle ve hadislerle sabittir. Resulullahın vârisleri olan âlimler buyuruyor ki: Dinin hükümlerini bizim gibi cahillere derin âlimler ve olgun salihler bildirdi. Bunlar, Muhaddisler ve Müctehidler’dir. Hadis âlimleri, hadis-i şerifleri inceleyip sahih olanlarını ayırdılar. Müctehidler de, âyet ve hadislerden ahkam çıkarmışlardır. Biz, ibadetlerimizi ve bütün işlerimizi bu ahkama uygun olarak yapıyoruz. (Üsul-ül-erbea fi-terdidil-vehhabiyye) Avam [müctehid olmayan], bir hadis-i şerif işitince, bundan kendi anladığına göre iş yapması caiz olmaz. Ya onun anladığından başka mana verilmesi gerekir veya mensuh [yürürlükten kaldırılmış] olabilir. Müctehidin fetvası ise, böyle şüpheli değildir. (Kifaye) Avamın Eshab-ı kiramı taklit etmekten men olunmalarını ve bunların, İslamiyet’i açıklayan, sözleri kolay anlaşılan, kısımlara ayırmış olan âlimlere uymaları lazım olduğunu derin âlimler söz birliği ile bildirmişlerdir. (Müsellem-üs-sübut, Fevatih-ur-rahemut) İmam-ül-Haremeyn, Burhan kitabında, avam Eshab-ı kiramın mezheplerine uymamalı. Din imamlarının, yani dört mezhep imamının mezheplerine uymalıdır demektedir. (Şerhi minhac-ül-üsul) İslam âlimlerinin yukarıda yazılı icmalarına uymayanların hak yoldan ayrıldıkları anlaşılır. Çünkü, Eshab-ı kiram cihad ile, İslamiyet’i yaymak ile uğraştıkları için, tefsir ve hadis kitapları hazırlamaya vakit bulamadılar. Resulullahın nuru, Onların mübarek kalblerine o kadar çok işledi ki, kitaptan öğrenmeye ihtiyaçları kalmadı. Her biri, bu nurun kuvveti ile, doğru yolu bulurdu. Asırların en iyisi olan saadet asrı bitince, fikirlerde, bilgilerde ayrılıklar hasıl oldu. Eshab-ı kiramdan ve Tabiinden nakil edilen haberler, birbirlerine uymaz oldu. Hak yolu arayanlar şaşırdılar. Allahü teâlâ, lütfederek, bu ümmet arasından salih, mütteki dört âlimi seçti. Nasslardan hüküm çıkarmak üstünlüğünü bunlara ihsan eyledi. Bunların taklit edilmesini emrederek bütün Müslümanların hidayete kavuşmalarını diledi. İşte bir âyet meali: (Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Resule itaat edin ve Ülül-emrinize itaat edin!) [Nisa 58] Burada ülül-emr, ictihad derecesine yükselmiş olan âlimler demektir. Böyle âlimler de, herkesin bildiği dört hak mezhebin dört büyük imamıdır. Ülül-emr’in müctehid oldukları yine âyetle bildiriliyor: (Resule veya ülül-emre sorsalardı, onlar bilirdi.) [Nisa 83] Hakimlere, valilere de ülül-emr denir. Yani, nasslardan ahkam çıkarabilen hakimler içindir. Bunlar, âlim oldukları için, Ülül-emrdirler. Hakim oldukları için değil! Dört halife ve Ömer bin Abdülaziz böyle idi. Cahil, fasık veya kâfir olan emirler böyle değildir. |
|
GÜNÜN SÖZÜ
“Allahü tealanın gazab etmesi, cehennem ateşinden şiddetlidir.”
|