HUZUR PINARI

”İnsan seveceği kimseyi iyi seçmeli, ona göre sevmeli...”
”Kim olduğun değil, kiminle olduğun önemlidir...”

www.huzurpinari.com
www.serenityfountain.org

21.9.2006


BU NASIL MÜSLÜMANLIKTIR?

İmâm-ı Müslim'in üstâdlarından Ebû Zür’atirrâzî “rahime-hümallahü teâlâ”, kitâbında diyor ki, (Eshâb-ı kirâmı “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” aşağılıyan, onlara dil uzatan, zındıkdır. Müslimânların, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” düşmanlarını düşman bilmeleri ve onlara, Ehl-i beytin düşmanlarından dahâ fazla la’net etmeleri lâzım gelir. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” büyük düşmanı olan ve çok eziyyet ve cefâlar etmiş olan Ebû Cehle la’net etmiyorlar, ona birşey demiyorlar da, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” medh etdiği, sevdiği Hazret-i Mu’âviyeyi “radıyallahü anh”, Ehl-i beyte düşman zannedip, bu kerîm olan zâta dil uzatıyorlar ve hâşâ la’net ediyorlar. Bu nasıl dindir, nasıl müslimânlıkdır? Muhammed aleyhisselâmın, Allahü teâlânın peygamberi olduğunu, Kur’ân-ı kerîmin Ona Allahü teâlâdan geldiğini bizlere ulaşdıran Eshâb-ı kirâmdır. Eshâb-ı kirâmı büyük ve doğru bilmiyen, onların bizlere ulaşdırdıkları haberlere de inanmaz ve tabi’î, dinleri yıkılır, gider.)

Eshâb-ı kirâmın cümlesi ehl-i Cennetdir. Çünki, Allahü teâlâ bunlar için meâlen (En büyük dereceler vereceğim) buyurdu. Sûre-i Hadîdde 10. âyet-i kerîmede meâlen, (Onların hepsine hüsnâyı, ya’nî Cenneti va’d etdik), sûre-i Enbiyâda meâlen, (Onları ezelde, hiçbir şeyi yaratmadan evvel, Cennetlik eyledim. Cehennem onlardan uzakdır) buyuruyor. Bu âyet-i kerîmelerden anlaşılıyor ki, Eshâb-ı kirâmın hepsi “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” ehl-i Cennetdir. Hiç birisi Cehennem ateşine yaklaşmıyacakdır. Çünki, hüsnâ ile ya’nî Cennet ile müjdelenmişlerdir. [Eshab-ı Kiram]
 İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNDEN İNCİLER

Ey kıymetli oğlum! Bugün, her istediğini kolayca yapabilecek bir hâldesin. Gençliğin, sıhhatin, gücün, kuvvetin, malın ve rahatlığın bir arada bulunduğu bir zamandasın. Se'âdet-i Ebediyyeye kavuşturacak sebeplere yapışmağı, yarar işleri yapmağı, niçin yarına bırakıyorsun? İnsan ömrünün en iyi zamanı olan, gençlik günlerinde, işlerin en iyisi ve faydalısı olan, sahibin, yaratanın emirlerini yapmaya, Ona ibâdet etmeye çalışmalı, islâmiyetin yasak ettiği haramlardan, şüphelilerden sakınmalıdır. Beş vakit namazı cemaat ile kılmağı elden kaçırmamalıdır. Nisap miktârı ticâret malı olan müslümanların, bir sene sonra zekât vermeleri emrolunmuştur. Bunların, zekât vermesi, muhakkak lâzımdır. O hâlde, zekâtı seve seve ve hattâ fakirlere yalvara yalvara vermelidir. Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu, kullarına çok acıdığı için, yirmidört saat içinde ibâdete, yalnız beş vakit ayırmış, ticâret eşyasından ve çayırda otlayan dört ayaklı hayvanlardan, tâm veya yaklaşık olarak ancak, kırkta birini fakirlere vermeyi emir buyurmuştur. Birkaç şeyi haram edip, çok şeyi mubâh etmiş, izin vermiştir.

O hâlde, yirmidört saatte bir saat tutmayan bir zamanı, Allahü teâlânın emrini yapmak için ayırmamak ve zengin olup da, malın kırkta birini müslümanların fakirlerine vermemek ve sayılamıyacak kadar çok olan, mubâhları bırakıp da, haram ve şüpheli olana uzanmak, ne büyük inat, ne derece insâfsızlık olur.

Gençlik çağı, nefsin kaynadığı, şehvetlerin oynadığı, insan ve cin şeytanlarının saldırdığı bir zamandır. Böyle bir çağda yapılan az bir amele pekçok sevap verilir. İhtiyârlıkta dünya zevkleri azalıp, güç kuvvet gidip, arzulara kavuşmak imkânı ve Ümitleri kalmadığı zamanda, pişmanlıktan, âh etmekten başka birşey olmaz. Çok kimselere bu pişmanlık zamanı da, nasip olmaz. Bu pişmanlık da, tevbe demektir ve yine büyük bir nîmettir. Çokları bu günlere kavuşamaz. (96.mektup) [Huzur Pınarı Mail Grubu]
Emr-i maruf yapmak

Sual: Maide suresinin, (Ey iman eden kullarım! Kendinize bakın. Kendiniz doğru yolda oldukça, başkalarının yoldan çıkması size zarar vermez!) mealindeki 105. âyeti, emr-i maruf yapmamak, kimseye karışmamak ve sadece kendimizi kurtarmak gerektiğini bildirmiyor mu?

CEVAP
Aksine emri maruf yapmayı emretmektedir, tefsirlerde, bu âyetin (Ey mümin kullarım! Emir ettiğim işleri, ibadetleri yapar ve emri maruf ve nehyi münker ederseniz, başkalarının yoldan çıkması, size zarar vermez) anlamında olduğu bildiriliyor. Kur’an-ı kerim Peygamber efendimize gelmiştir, muhatabı O’dur. Dolayısı ile, Kur’an-ı kerimi tam ve doğru olarak sadece Peygamber efendimiz anlamış ve hadis-i şerifleri ile açıklamıştır. Bu âyet-i kerimeyi açıklayan hadis-i şerif şu mealdedir:

(İslamiyet'in emir ve yasaklarını anlatın! Bir kimse ucb eder [kendini beğenir], sizi dinlemezse, kendi halinizi ıslah edin.) [Berika]

Emr-i maruf ve nehy-i münker yapmanın en güzel yolu, Ehl-i sünnet alimlerinin kitaplarının yayılmasına maddi ve manevi şekilde yardımcı olmaktır. Hiç değilse, bu kitapları komşuya, arkadaşa hediye etmelidir.[www.hakikatkitabevi.com adresindeki kitaplar, ehli sünnet âlimlerinin kitaplarıdır. Onların kıymetli kitaplarının tercümesidir.]

(Bütün dini suallerinizi mehmetali.demirbas@tg.com.tr adresine sorabilirsiniz.)

GÜNÜN SÖZÜ

“Ölümü düşünen para demez, mal demez, Allah der.”